Vahşi Kadın Söylüyor: Türkiye’de Yaşayan Kadınlara Astrolojik Bir Bakış
Temmuz 11, 2026 2026-07-11 10:47Vahşi Kadın Söylüyor: Türkiye’de Yaşayan Kadınlara Astrolojik Bir Bakış
Vahşi Kadın Söylüyor: Türkiye’de Yaşayan Kadınlara Astrolojik Bir Bakış
Türkiye sınırları içinde yaşayan kadınlara dair söylemler, oldum olası -en azından benim tanık olduğum süre boyunca- ya da ülkenin kuruluşundan bu yana (1923), belli düşünceler etrafında şekillenir; geleneklerin ve örflerin etrafında dolanır, sınırlarla donatılır, görevlerle çoğaltılır, doğumlarla biçimlendirilir. Fakat çerçeve her zaman, az çok bellidir.
Anne kadın, çocuk kadın, namuslu kadın, hizmetçi kadın, çocuk bakan kadın, ev işçisi kadın, öldürülen kadın, taciz edilen kadın, dedikoducu kadın, kocakarı kadın, dul kadın, bakımsız kadın, ezik kadın, orospu kadın, muhtaç kadın…
Kadını betimleyen daha nice sıfatla birlikte bu liste uzar gider. Çoğaldıkça kadın da alçaltılır. Fakat bugün size bu sıfatlardan değil; Türkiye’nin kuruluş tarihini baz alarak sembolik bir dil etrafında, insanın içinde kişiselleşen ve aynı zamanda hepimizde kolektif olarak var olan mitlerden faydalanarak kadın imgesine yaklaşacağım.
Beni bilen bilir; yaklaşık beş yıldır gökyüzü gözlemleriyle birlikte yeryüzünde aranan eş zamanlılığı, diğer bir deyişle uygulamalı mitolojiyi, bugünkü adıyla astrolojiyi araştırıyorum.
Peki bunu nasıl yapacağım?
Bir ülkenin de tıpkı bir insan gibi sembolik bir doğum haritası vardır. Ben de Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş haritasını esas alarak, bu topraklarda kadınlığın hangi arketipler üzerinden okunabileceğini değerlendireceğim.
Bu yazı, söz konusu haritanın yalnızca Venüs yerleşimine odaklanan sembolik bir okuma denemesidir. Haritanın diğer göstergeleri, açıları ve bu yerleşimin haritanın bütünü içindeki işlevi ise serinin devamındaki yazılarda ele alınacaktır.
Çalışmamın dayanağı, 29 Ekim 1923 saat 20:30 için çıkarılan Türkiye Cumhuriyeti kuruluş haritasıdır. Bu haritada kadınları ve dişil ilkeyi temsil eden Venüs, Akrep burcunda ve beşinci evde yer alır. Elbette Venüs gezegeni astrolojide yalnızca kadınlarla ilgili değildir. Aynı zamanda insanlarla ve kendimizle nasıl bir ilişki kurduğumuzu, seslerle ve renklerle olan bağımızı, estetik algımızı ve hepsiyle birlikte nasıl bir uyum içinde olduğumuzu gösterir. Dünya astrolojisindeyse bir ülkedeki kadınların dişil yönlerini temsil eder. Aşağıda vermiş olduğum kavramları kişisel bir karakter çözümlemesi olarak değil, Cumhuriyet’le birlikte oluşan kolektif kadın imgesi çerçevesinde inceleyeceğim.
Venüs × Kadın
Akrep × Ölüm
Cinsellik
Keskin
Nüfuz edici
Ketum
Sahiplenici
Suç
Travma
Psikolojik bağlantılar
Güç ilişkileri
Anka kuşu
Kontrol
Dayanıklılık
Akrep burcuna ait bu sembolikleri, Venüs gezegenine ait olan kadın imgesiyle birleştirdiğimde karşıma şu arketipsel temalar çıkıyor:
Ölen kadın
Travmatik kadın
Kontrolcü kadın
Vahşi kadın
Güçlü kadın
Dayanıklı kadın
Küllerinden yeniden doğan kadın
Elbette Venüs’ün ve Akrep burcunun birleşiminden başka şeyler de doğacaktır fakat bizim için şimdilik bu kadarı kafidir.
Ölen Kadın
Bu ülkenin kadınları her gün psikolojik veya fiziksel olarak ölür. Neden öldürüldüğü de bellidir. “Sözde aşktan” (Beşinci ev) derler. Beni bırakamazsın Fatma, gidersen ölürsün / Ya benimsin ya kara toprağın / Otur oturduğun yerde / Kadının yeri evidir / Çocuklarımın anasısın, hiçbir yere gidemezsin / Ben dışarıda sen içeride / Çocukların için katlanacaksın / İzin almadan gidemezsin / Kadın/kız başına yapamazsın / Kocanın soyadını taşıyacaksın / Önce eş sonra anne olacaksın / Kadının namusu ailenin namusudur / Kız kısmının saçı uzun, aklı kısa olur / Çocuğunu elinden alırım / Seni cümle aleme rezil ederim… Ne yazık ki bu cümlelerin sonu gelmez. Bu yüzden toplumda beliren ve etiket gibi sokaklarda taşınan birtakım cümlelerin ancak bir kısmını bu yazıya alabiliyorum. Yazının başlığından da uzaklaşmadan Akrep burcunun “ölüm” sembolizmiyle birleşmesi de ülkemizde gölge tarafıyla bu şekilde zuhur eder.
Travmatik Kadın
Travma, TDK’ye göre sarsıntı; canlı üzerinde beden ve ruh açısından önemli ve etkili yaralanma belirtileri bırakan durum, şoktur. Bu tanımdan hareketle ülkemizdeki kadınların travmaları, doğdukları andan itibaren kendini gösterir. Bu topraklarda kadın olarak doğmak ikincildir ve ikincil olan şey travmatiktir. Sana ait olan özelliklerin bastırılması, bir başkası tarafından ele geçirilmesi, örselenmesi, yok sayılması ve sanki ancak bir başka varlık (erkek) aracılığıyla varlığını sergileyebilmesi, bu toprakların en hazin hikâyelerinden biridir.
Elbette travmatik kadın, varlığını doğal bir şekilde ortaya koyamadığında gölge tarafları daha da gün yüzüne çıkar: Kendi gücünden vazgeçmek, erkeğini bırakmamak için kendini bırakmak, ilişkiyi korumak uğruna her şeye katlanmak…
Bu gölge, Balık burcunun “kendini feda etme” arketipiyle karıştırılmamalıdır. Balık burcunda bu durum daha çok, “Ben olmasam da olur; sınırlarımı eritip kendimi senin için feda edebilirim.” şeklindedir. Akrep burcundaysa daha çok güç ilişkileri, bağlanma ve duygusal yoğunluk üzerinden gölgesini ortaya çıkarır. Buradaki temel dinamik, sevdiğini ya da ilişkiyi kaybetmemek adına kendi gücünden vazgeçmektir.
Türkiye haritasındaki Venüs Akrep’i yalnızca travmatize edilen kadını değil, kadınlık üzerinde kurulan güç mücadelesini temsil eden arketipsel bir dinamik olarak da ele alıyorum. Bu nedenle bu yerleşimin gölgesi hem kadının yaşadığı travmada hem de kadın üzerinde kontrol kurmaya çalışan eril gölgede kendini gösterir.
Kontrolcü Kadın
Akrep sembolizminin gölge temalarından biri olan kontrol, kadın temasıyla birleştiğinde toplumsal baskı ve güvensizlik deneyimleri karşısında bir hayatta kalma stratejisine dönüşebilir. Aslında kontrol, çoğu zaman geliştirilmiş bir savunma mekanizmasıdır. Aslında bunu doğuransa temelde güvensizliktir. Çevresindekilere bir şey olacağı korkusu, kadını bu savunma mekanizmasına yönlendirir. Biraz durup çevrenizdeki kadınları incelemeye başladığınızda, kendi çocuğunun her hareketini izleyen, ona sürekli müdahale eden ve ne yapması gerektiğini söyleyen annelerle karşılaşabilirsiniz. Neticede güvende hissetmeyen kadın; ailesini, çocuklarını ve sahip olduğu kaynakları koruyabilmek amacıyla bu savunma biçimine başvurabilir.
Elbette bu davranışın altında yatan dinamiği değerlendirebilmek için bir ülke haritasındaki Ay’ı da incelemek gerekir. Benim burada vurgulamak istediğim, bir kadının geçmişte yaşadığı kayıp, ihanet ya da travmatik deneyimlerin ardından, çevresindeki herkesi koruyabileceği düşüncesiyle onların her hareketini ve davranışını kontrol etmeye çalışmasıdır. Çünkü onun için kontrol, başkaları üzerinde güç kurmaktan ziyade, kendi güvensizlik duygusuyla başa çıkabilmenin ve olası yeni kayıpları engelleyebilmenin bir yolu hâline gelmiştir. Dişil tarafta kontrol daha çok koruma ve güvenlik ihtiyacından beslenirken eril tarafta aynı kontrol eğilimi çoğunlukla güç, otorite ve hâkimiyet kurma arzusu üzerinden kendini gösterebilir.
Vahşi Kadın
Vahşi kadın arketipi yalnızca Akrep burcuyla sınırlı değildir. Farklı burçlarda farklı biçimlerde tezahür edebilir. Koç’ta savaşçı bir vahşilik, Yay’da özgürlüğüne düşkün bir vahşilik, Akrep’teyse psikolojik ve sezgisel bir vahşilik olarak tezahür eder.
Bu yazının çıkış noktası da vahşilik olduğu için bu arketipe ayrıca değinmek istiyorum.
Vahşi olan kadın; sindirilemez, baskılanamaz. Çünkü doğası gereği sezgiseldir ve eylemleri kısıtlanmaya çalışıldığında tüm vahşiliğini ortaya koyarak tanatolojik yani plutonik bir güçle karşısındakini alt eder. Akrep’in dişil imgesi, vahşi doğasıyla birlikte boyun eğdirilemez ve ehlileştirilemez. Bu yüzden bu arketipin Türkiye’deki kadınların içinde mitsel bir imge olarak bulunması onlara verilmiş bir hediyedir. Bu hediyenin farkına vardıklarındaysa üzerlerinde kurulmak istenen baskıya karşı, Artemis’in sesiyle kendi varlıklarını ortaya koyabilme gücünü de kazanacaklardır.
Dayanıklı ve Güçlü Kadın
Eğer Akrep burcundan bahsediyorsak, onun en önemli temalarından ikisi dayanıklılık ve güçtür. Akrep, gücü temsil eder. Fakat bu güç gölge yönüyle açığa çıktığında baskıcı, yıkıcı ve tahakküm kuran bir niteliğe bürünebilir. Buna karşın kişi kendi öz gücünü keşfettiğinde yalnızca kendini değil, içinde bulunduğu düzeni de dönüştürebilecek bir potansiyele ulaşır.
Tarihte bazı otoriter liderlerin haritalarında Akrepyen temaların belirgin olduğu görülür. Ancak bu, Akrep vurgusunun tek başına diktatörlük göstergesi olduğu anlamına gelmemelidir. Burada önemli olan, gücün hangi bilinç düzeyinden kullanıldığıdır. Güç, korkuyla birleştiğinde baskıya dönüşebilir; bilinçle birleştiğinde ise dönüşümün en büyük aracı hâline gelir. Bu güç, kadınlarımızın içinde mevcuttur.
Ülkemizde bu baskıcı ve tahakküm kuran yön, çoğu zaman erkek egemen sistem aracılığıyla kadın üzerinde görünür hâle gelir. Oysa kadınlar kendi güçlerinin farkına varıp Akrep’in dayanıklılığını bilinçli bir şekilde yaşayabildiklerinde, baskının beslendiği zemin de erimeye başlar. Çünkü gerçek güç, başkaları üzerinde tahakküm kurmak değil; kendi varlığını korkmadan, “Evet, varlığım burada.” diyebilmektir. Güç, baskının yancısı olmaktan çıkıp hem bireyi hem de toplumu dönüştüren bir kuvvete evrildiğinde, bu dönüşüm toplumu da iyileştirmeye başlayacaktır.
Küllerinden Yeniden Doğan Kadın
Anka kuşu mitini neredeyse herkes bilir. Yanıp kül olmak, akabinde dönüştüğün şeyin içinden yeni bir “ben” doğurmak, Akrep burcu sembolizminin en önemli unsurlarından biridir. Türkiye’de yaşayan kadınların yaşadığı her kriz aslında onların dönüşebilmeleri için bir fırsattır. Dönüşümse ancak krizler yoluyla açığa çıkar.
Biliyoruz ki Akrep burcu, Türkiye’de en çok konuşulan burçtur. Pek çok insan Akrep burcu hakkında bir şeyler söyleyebilir. Konuşanlar programında dahi Akrep burcu fazlasıyla popülerdir; ama bu popülerlik daha çok kadınlar nezdindedir.
Akrep burcunun bu kadar popüler olmasınınsa birkaç sebebi olabilir. Birincisi, Akrep burcu dişil bir burçtur; elementi sudur, niteliği sabittir. Yer altıyla ilgilidir. Ölüm temalarını barındırır. Mars ve Pluto gezegenleriyle ilişkilidir. Cinsellik konularında başvurulabilecek yegâne kapıdır.
Ne oluyor da Akrep burcu bir taraftan çok çekici gelirken diğer taraftan korkulan bir şeye dönüşebiliyor? Şöyle ki, Akrep’in ölümle ilişkilendirilmesi temelde tanrıçayla ilgilidir. Ölüp tekrar doğmak, doğaya dönmek, metamorfoza uğramak, dönüşmek… Hepsi Akrep burcunun sembolizmine aittir. Bize annemizi hatırlatır; geçmişteki tanrıça olan annemizi. Anaerkil dönemi. Neolitik çağın öncesini, yani yerleşik hayata geçmeden önceki yaşamımızı. Mağara kültünü. Ritüelleri. Cinsellikle birlikte var olan yaşam gücünü. Hepsinin işaret ettiği şeyse tanrıçadır. Günümüz dünyasında ise tanrıça değil, tanrı vardır. Ataerkil sistem içinde Akrep burcunun tekrar dirilmemesi için onun aşağılanması ya da ondan korkulması gereklidir. Eğer tanrıça uyanırsa, tanrılar yeryüzünü terk etmek durumunda kalacaktır. Ataerkillik yıkılacak, toplumsallık bitecek; yerineyse doğal olan tanrıça geçecektir.
Ki buradaki tanrıça, kadının üstün olduğu anlamını taşımaz. Tanrıça demek, metamorfoz demek. Her şey her şeye dönüşür demek. Ölürüz, toprağa karışırız ve çiçek olarak tekrar doğarız. Ölüm, dönüşmek için bir fırsattır. İkilik yoktur. Her şey kendinde toplanmış, ayrılık olmamıştır.
İşte tüm bunların baskılanması için Akrep burcunun dahi ezilmesi gerekir. Ki şunu da unutmamak gerekir: Esas aldığım kuruluş haritasında Türkiye’nin Güneş’i Akrep burcundadır. Bu da demektir ki Türkiye’nin bilinci Akrep’tir. Temelde tanrıça özlüdür. Venüs’ü Akrep burcundadır. Venüs kadınları temsil ettiği için kadınlarımız da tanrıçanın ruhunu taşır. Eğer gölge tarafıyla işlenirse kadınlar öldürülür, Akrep sindirilir, yeraltına gönderilir. Zaten şu an olan da budur. Yine de tanrıçanın tekrar bu topraklarda yükseleceğini düşünüyorum.
Yazıyı şimdilik burada sonlandırıyorum. Bu yazıda yalnızca Venüs’ün Akrep burcundaki kadın imgesine ait karşılıklarını ortaya koymak istedim. Fakat bu yorum bununla sınırlı değildir. Bir sonraki yazıda, Venüs Akrep’in MC Balık noktasına, diğer bir deyişle Güneş’in ufkun en üst noktasına ulaştığı yere yaptığı üçgen açıyı inceleyeceğim. Astrolojik olarak bu nokta; toplum tarafından görünen yönü, kişiye kader olarak yazılan mesleki yetenekleri ve toplumsal rolü temsil eder. Aslında ülkemizin tüm dünyada varlık gösterebilmesi için kadınların çok büyük bir rolü olduğuna inanıyorum. Bunun için de Akrep ve Balık sembolizminin öncelikle kadınlar tarafından anlaşılması gerektiğini düşünüyorum.
