Madam Bovary’den Ayçaliçe’ye Aldatan Kadın – Süyünbike Batınbüyük
Temmuz 18, 2026 2026-07-18 9:21Madam Bovary’den Ayçaliçe’ye Aldatan Kadın – Süyünbike Batınbüyük
Madam Bovary’den Ayçaliçe’ye Aldatan Kadın – Süyünbike Batınbüyük
Bacaklarımdaki kıllar uzamış, koltuk altımı açmıyorum bile. Kol kıllarımı soran oluyor, neden almıyorum? Kirlilik üzerine düşünüyorum. Bundan bir beş, altı yıl önce klasik müzikte romantik dönemi incelediğimiz bir derste, dersi veren okutman, klasik müzikten bahsetmeye yetkin hisseden birçok erkekten bekleyebileceğim bir tavırla adab-ı muaşeretten bahsetmeye başladı. Nasıl e-posta atılırmış, nasıl selam verilirmiş. İçimdeki vahşi kadın bununla ilgilenmiyorum diyor. Burnunun dikine giden bir orospu olduğum için susmuyorum. Bütün ders muhabbet halinde olduğumuz okutmanla itirazlarım sonucu aramız açılıyor. Ertesi gün bir e-postayla dersine devam etmememi rica ediyor.
Pürüzsüzlük hakkında düşünüyorum. Bacaklarımdaki kılları bir lazerle kökünden kurutmak vardı. Lazerin bana vereceği acının hazzını çok da merak etmiyorum. Lazer yerine dövme iğnesini seviyorum. Aslında pürüzsüzlük çok etkileyici, yunus gibi erkekler, kadınlar, artılar. Takdir ediyorum, parlak, yumuşak derileri. Bazen ben de tıraş olup hatta ağdayla uğraşıp, o pürüzsüzlüğün tadını çıkarıyorum. Güzel oluyor. Ötekiliğimden bahsetmek için değil, bazılarımız da böyleyiz. Kirden, pastan, kıldan hoşlanabiliyoruz.
Bunlardan bahsetmenin ne önemi var? Daha emin değilim. Madam Bovary’nin bunlarla ne alakası var? Kendisini okuduğumda 12 yaşındaydım. Ürkmüştüm. Bu doyumsuz, tehlikeli, vahşi kadın da kimdi böyle? Kadın dediğin böyle bir şey olabilir mi? Babaannemin evindeydim o zamanlar. Sabahları kahvaltı hazırlar, öğlenleri atıştırmalık, akşamları çay içerdik. Misafir geldiğinde başımı güzel bir açıda kaldırarak hoş geldiniz derdim. Hiç sevmediğim, hoş gelmeyen insanlara dahi hoş geldiniz demem bekleniyordu benden. Adab-ı muaşereti babaannemden öğrendim.
30 yaşındayım. Daha evlenmediğimden ve yakında evlenecek gibi de olmadığımdan babaannemin bana hazırladığı çeyizi açtım. Ah babaanneciğim, hayatta olsan bu durumdan pek hoşlanmazdın ama benim için neler hazırlamışsın, çok merak ettim. Güzel şeyler buldum. Dantel masa örtüleri, kolalı masa örtüleri, saten bir nevresim ve yine saten bir çarşaf. Oh, çok güzel hepsi hanım hanımcık renklerde ve şekillerde.
Çok uslu bir kız olduğum için Cici Kız derlerdi bana.
Madam Bovary her o korkunç günahı, bedenini kocasından başka bir erkekle paylaşmanın utancını yaşadığında iki farklı kadın kafamda kavga ederdi. Babaannem, erkek annesi olmanın o soysal (sal beni) katılığıyla sabah programlarına düşen, “düşkün” kadınları ayıplardı. Düşkün kadınları izlemek çok da keyifliydi. Tutkunun, günahın evin dışında öteki bir kadında toplandığı bir güvenli alan. Halbuki, biz kadınlar günahı çağırırız.
Sabah programlarında kadınlara polislik yapanların yine kadın olması bundandır herhalde. Biz arzularımızla şelale olmaya, kendi bedenimizle istediğimizi yapmak hakkına sahibiz. Buna hatalar da dahil.
Evlilik programı Kısmetse Olur’un ilk sezonunun bir numaralı oyuncusu Ayça’yı düşünüyorum. Başlıkta bahsettiğim Ayçaliçe o, sevenleri Ayça ve Kraliçe kelimeleri bir araya getirdi ve Ayçaliçe oldu. Kimileri diyor ki Kısmetse Olur’u bugünkü egemenliğine taşıyan yine Ayçaliçe’dir. Özellikle de Ayça’nın program dışında, AVM’de eski nişanlısıyla Burger King whopper menü yemesi programı ana akıma taşıyan olaydı.
İşte o efsanevi bölümde, Ayçaliçe’nin programda olan sevgilisine haber vermeden eski nişanlısıyla AVM’de Burger King whopper yediği ifşa edilir. Bu bir aldatmadır. Yani o evrende bir aldatma benim kanaatim bu değil. Program katılımcı kadınların cinselliklerini, özel hayatlarını kamerayla takip eder. Onların ahlakını yargılamak, yine programdaki erkeklere ve izleyen “erkek” bakışa kalır.
Tutkusu, aurası, hazır cevaplığıyla Ayçaliçe benim hep favorimdi. En çok da bu pürüzsüz ahlakın kurallarına uyamadığı için seviyorum onu. Utanç da bizim illa utanmaz olalım demiyorum. Ahlakı da sizden mi öğreneceğim, beni delirtmeyin diyorum. Kadınları aşağılamaktan aldığınız haz beni ifrit ediyor.
Madam Bovary eğer 21. Yüzyılda yaşayan, kendisine ait bir odası olan, onu hayatta tutacak hatta rahat ettirecek bir geliri olan genç bir Emma olsaydı. Madam’ı falan at gitsin genç Emma’cık olsaydı ne olurdu? Onu trajik hatalara götüren ve sonunda yaşamını elinden alan içinde bulunduğu kıskaç değil mi? Ne kadar korktum Emma senden! Halbuki sen de bir Manifest kızısın. Sen de Alizade dinlersin, apış arandaki kılları almayı o kadar sevmezsin. Flörtlerinle kavga ederek anlaşırsın. Erkekleri yemek istersin, Sylvia Plath okursun. Saçlarını kırmızıya boyamayı düşünürsün ama belki de eski dostun kırmızı saçlıydı diye yapamazsın bunu.
Tutkularından ötürü ölümle karşılaşan kadınlar, sizin için günahı taşıyan kadınlar, arzunuzun merkezine oturan kadınlar, çok korkunç bu kadınlar. Daha bugün bir yerlerde, hayatta kalmak için bedenini bıçak altına yatıran Gülayna’yı hatırlıyorum. Özellikle de ben lisedeyken namını duyduğum biri o. Gülayna tutkulu bir kadındı, sevişmişti. Ancak yaşadığı evrende bu yasaktı. Evlenmek istiyordu. Gülayna grotesk işlere girişmek zorunda kaldı. Ona sunulan bekaret yalanını sürdürmek için hymen’ini diktirdi.
Kitaplarımda Madam Bovary, ekranımda Ayçaliçe, sokağımda Gülayna, zor seçimler yapmakla yükümlü sayısız kadınım. Uykumu alacağım, yemeğimi yiyeceğim.