Blog

Woyzeck Şiirin Kendisidir – Selma Cengiz

dada171a17b82d3681e879311c1112160e567c61dd1337ef7bb021d39d2a158b._SX1080_FMjpg_
Genel / Düşünce / Şiir / Yeryüzü

Woyzeck Şiirin Kendisidir – Selma Cengiz

Woyzeck ile şiirin birbirinin içinde erimiş olabileceğine dair bir cümle kurmaya çalışırken söylenen her şey ister istemez bu iki şeyin -Woyzeck ve şiir- dışına taşar ve yeniden onlara geri döner. Bu yazı, günün sonunda kendini imha edebilir. Hatta şu ayrımları yapmak da güçleşebilir: Büchner, Woyzeck, Lenz ve şiir. Fakat bu dördünün içinden yalnızca biri, bütün bir varoluşun ifade biçimini temsil ederek kalan her şeyi kendinde eritebilecek kudrete sahiptir. O da şiirdir.

 

Şiir, tıpkı Woyzeck gibi, görünenin dışında bir yerde kendini açığa vurur; ki aslında her şey görünürdür. Ya da insanın bakışının pek düşmediği bir noktada belirir. Buna rağmen şiir temelde her yerdedir. Bakılan yerin, bakış açısına göre biçimlenen şeylerini insanın önüne serer. Bu nedenle Woyzeck zaman zaman bağlamdan kopukmuş gibi duran cümleler kurar. Oysa bu cümleler doğrudan şiirden gelir. Burada söz konusu olan, şiirin kendisini başka bir varlık aracılığıyla açığa vurmasıdır; ölçeğin küçülerek bir insanda, onun sesinde, ruhunda, içinde kişiselleşmiş tinsel bir enerji hâlinde dışavurulmasıdır. Şiir bu şekilde ortaya çıkar.

 

Şiirin ortaya çıkışı, Woyzeck’in duyduklarıdır. Güneş ışınlarının arasından ona görünen hüzmelerdir. Bulunduğu ana kayıtsızca tanıklık ediyormuş gibi duran ama aslında aşkın hâlin şiirsel kimliğiyle beliren bir varoluştur bu. Woyzeck’i şiire dönüşmüş bir karakter olarak karşımıza çıkaran da budur. Çünkü Woyzeck’in çevresindeki insanlar kendi egolarının, hazlarının ve çıkarlarının peşindedir. Woyzeck ise her şeyi gören ve hisseden fakat tepki vermeyen; varlığının kullanılmasına, ötelenmesine, ezilmesine izin verilen bir temsil olarak durur karşımızda.

 

Peki, her şeyi her şeyle olduğu gibi yaşayan Woyzeck’i Maria’yı bıçaklamaya götüren nedir? Aldatılma mı? Hayal kırıklığı mı? Şiir, Maria’nın ölümüyle iflas eder. Felce uğrar. Şiirin, yani Woyzeck’in iflas ettiği yerde cinayet gerçekleşir. 

 

 

Maria’nın öldürülmesi bir intikam değildir, Woyzeck’in aşkın hâlinin sona ermesidir. Metinde şiir, Woyzeck tarafından taşınan bir ruh hâlidir. Esasında Woyzeck’te ne aşk vardır ne kıskançlık ne ihanet ne de ahlak. Woyzeck yalnızca yaralı bir ruhtur.

 

Maria, Woyzeck için bir imgedir. Fakat imge olmayı sürdüremez. Çünkü şiir, ancak bir imgeye tutunabildiği sürece dünyada kalabilir. İmge çöktüğünde, Maria, Woyzeck’in kollarında ölür. İmgenin çöküşü, Maria’nın çöküşüne dönüşür. Woyzeck ve şiir, imgeler -yani Maria- aracılığıyla dünyada bir anlam temsili bulur. Woyzeck’in dünyayla kurduğu tek somut bağ Maria’dır. Bu bağın kopması, anlam kurma biçiminin çökmesi demektir. Şiir dalından düşer. Şiir düşmüştür artık. Şiir düştür artık. Maria’yı bıçaklayan, şiirin ta kendisidir.

 

O bıçak ki

Önce benim ellerimde,

Sonra sevgilinin gölgesinde dolanmıştır.

 

Woyzeck, kendini yarıda kes. Suyun içinde şiiri yeniden ara. Ara ki bulasın. Eğer başkaları şiiri bulursa seni bulur. Senden kopan şiiri kendinle birlikte suya göm. Böylece milyonlarca yıl öncesine, nasıl çoğaldığına; kendinin ve şiirin özüne ulaş. Vardığın yerde, doğduğun yerde, başlangıca ulaştığın için geri dön ve gökyüzünü izle. İçinden gelirse, benim için dans et. Dans et Woyzeck. Yalnızca dans et.

 

Devam edecek…

Leave your thought here

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Abone Olun